Dünyanın en eski kavramlarından biri olsa gerek ‘yardım’. İnsanoğlu var olduğu andan itibaren, birileri birilerine yardım eli uzatmıştır. Birlikte yaşamanın getirdiği doğal bir sonuç. Ne şekilde yapıldığı ve bıraktığı etki, yapana ve yapılana göre değişir. Bazen birinin hayatına, sözle ya da davranışla yapılan ufak veya büyük ama etkili dokunuşlar, bazen de boyutu ne olursa olsun maddi destekler.
Bence, “İnsan nasıl mutlu olur?” sorusunun yanıtlarından biri “yardım ederek” olsa gerek. Ve biliyorum ki bu da herkese ‘’nasip’’ olmaz. ‘’Nasip olmak’’ bizim medeniyetimize ait bir kavramdır ve karşılığı, elde etmekten çok daha derin bir anlam taşır, nasıl yine bize ait kavramlar olan ‘’bereket’’ bolluktan çok daha derin bir anlama ve ‘’gönül’’ kalpten daha ileri bir anlama sahipse. Bazen yardım çağrısı duyulmaz, bazen duyulur ama fark edilmez, bazen ne kadar istense de imkanlar el vermez, bütün bunların ilerisinde ise, yani bunların hepsi var olsa da, ‘’sizin yardım etme nasibiniz olmalı’’. Yani; duyacaksınız, farkına varacaksınız, harekete geçmek için imkanınız olacak ve en sonunda da ‘’nasibiniz olacak’’.
Benim anlayışıma göre; yardım, yardım edilene lütuf değil, yardım edebilenin ‘’nasibidir.’’
Yardım edenin ve o yardımdan faydalanın birbirini tanımadığı ‘Zimem Defteri’ veya güncel ifadesiyle ‘Veresiye Defteri’, bayramlara yeni kıyafetleriyle giren çocuklarımızın yüzlerindeki mutluluğu ‘’zarafetle’’ görmemizi sağlayan ‘Arefe Çiçekleri’, bir soluğa ihtiyaç duyan borçlulara nefes aldıran ‘Karz-ı Hasen’, bunlardan bazıları…
Olpak ailesi olarak amacımız, bu toprakların yardımlaşma ve dayanışma geleneklerini geniş bir çerçevede ve sürdürülebilir bir yapıda yaşatmaya ve payımıza düşenden ‘’nasiplenmeye’’ çalışmak. Hem kendimizi hem de toplumu dönüştürme potansiyeli taşıyan bu gelenekleri sürdürmek ve oluşturduğu etkiye tanıklık edebilmek, tarif edilemez bir duygu. Aynı zamanda; çocuk, eğitim, iş yaşamı ve sosyal konularda kamu yararını önceleyecek başka faaliyetlerimizi de düşününce, “peki yarın ne olacak?” sorusunu sormaya iten de bir süreç.
Madem “İyilik gelenektir” diyoruz, tam da bu noktada, kurumsal ve sürdürülebilir bir çatı oluşturmak kaçınılmazdı ve Olpak Vakfı’nı hayata geçirmeye karar verdik. Benim ve ailemiz açısından bu gerçekten heyecan verici adım da böylece atıldı: İyilik geleneğini; kişilerden bağımsız, sürdürülebilir ve kalıcı bir yapıyla yarınlara da taşımak.
“Işık vermenin iki yolu vardır, ya kandil olmak ya da yansıtan ayna…” diye biz söz vardır. Tarihimiz gösteriyor ki, yardımlaşma ve dayanışma ışığını ‘’zarafetle’’ yakan ve hiç söndürmeyen bir kültüre sahibiz. Olpak Ailesi olarak bizler; bu ‘’zarafeti’’ muhafaza ederek, daha müreffeh bir toplum gayesi ve bizimle birlikte olmak isteyenlerle yol yürümek için, Olpak Vakfı çatısı altında olacağız. Sizlerin destek ve dualarıyla tabii ki, ALLAH UTANDIRMASIN.